Her ne kadar şimdiye kadar ölümcül sonuçları olan siber savaş olmamışsa da, siber güvenliğin önemli bir kısmını askeri siber güvenlik önlemleri oluşturmaktadır. Günümüzde hibrit savaş içinde siber unsurların kullanılması yanında, birçok askeri hedefe yapılan saldırılara siber saldırı unsurlarının da eşlik ettiğini görmekteyiz. Özellikle askeri istihbarat unsurlarının önemli bir kısmının artık siber saldırı ve istihbarat araç ve yöntemleri kullandığı bilinmektedir. Bu nedenle, bir güvenlik ittifakı olarak NATO da, 2007’de Estonya’ya yönelik gerçekleştirilen siber saldırıdan sonra öncelikle siber uzaya dönük savunma odaklı bir strateji geliştirmiştir. Kritik altyapıların korumalarını esas alan bu yaklaşım, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’da ülkenin hem kara askeri güçlerini hem de bilgisayar ve iletişim altyapısını hedef alan saldırısıyla birlikte daha da derinleşti ve bu tür saldırılara karşı önlemler geliştirebilmek amacıyla 14 Mayıs 2008’de Estonya Tallinn’de Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi kuruldu. Ardından NATO’nun 2016 Varşova Zirvesi’nde siber uzay kendi başına bir ‘askeri operasyon sahası’ olarak kabul edildi. Böylece NATO sadece saldırılara karşı üyelerini savunmak amacıyla tasarladığı siber savunma stratejisinden, siber saldırıyı da içine alan bir yaklaşıma doğru evrildi. Bu gelişme sonrasında üye ülkeler de askeri yapıları içinde siber uzayda savaşabilecek birlikler tesis etmeye başladılar. Siber uzayın ayrı bir operasyon alanı olarak kabul edilmesi, siber saldırılara nasıl karşılık verilebileceği gibi teknik soruları gündeme getirdi. Özellikle ABD’de ‘siber saldırılara fiziksel cevap verilip verilmeyeceği’ yönünde hararetli tartışmalar olurken, Washington, Amerikan askeri güçlerinin kişisel bilgilerini Twitter aracılığıyla duyuran DAEŞ’li bir siber saldırgana (hacker) insansız hava araçları ile saldırı düzenleyerek bu konudaki ilk örneği oluşturdu. 6 Mayıs 2019’da da İsrail ordusu, siber saldırı gerçekleştiren HAMAS’a karşı bu saldırıların yapıldığını iddia ettiği Gazze’deki bir binayı bombalayarak karşılık verdi. Böylece siber saldırılara karşı fiziksel cevap verilebileceği konusunda belirgin örnekler ortaya çıkmış oldu. Askeri siber organizasyonların ve operasyonların hızla gelişmesine karşın uluslararası hukukun bu konuda yetersiz kaldığı ve henüz gelişmekte olduğu görülmektedir. Askeri siber organizasyonların karar vericilerinin bu bağlamda uluslararası hukukun gelişiminde yönlendirici rol oynayabilmek için siber diplomasi sahasında çalışan kurumlarla işbirliği yapmaları gerekmektedir.